Cunda Adası


Günlerdir bu yazıyı yazmak için bilgisayarın karışına geçiyorum ve zannediyorum bu otuzuncu yazışım ve umarım bu defa silmeyişim olacak. Bir türlü ne yazsam beğenmiyorum. Sonra ciddi olarak ya ne oluyor dedim kendi kendime.

Ve sonunda anladım Cunda benim için o kadar özel ki yazdığım hiçbir yazı Cunda’ya yetmiyor benim gözümde. Ben de vazgeçtim sonunda öyle süper, harika bir yazı yazmaya çalışmaktan. Onun yerine dilimin döndüğünce size bendeki yerini anlatmaya çalışacağım. Eğer bu satırları okuyorsak hep beraber bu defa olmuş demektir :)

Her insanın hayatında bazı şehirler, bazı şarkılar, bazı filmler çok farklıdır. Adı geçse cümle içinde içiniz cız eder ya da ne bileyim bir huzur kaplar içinizi. Mesela ne zaman Leon filminin adı geçse herhangi bir dost sohbetinde benim içim cız eder ve ne zaman adı geçse Cunda’nın içimi bir huzur ve özlem kaplar ki sormayın gitsin. İşte adımızın da "Cunda Özlemi” olması bundandır. Çocukluğum, gençliğim, hayallerim, acılarım, aşklarım…

Bir şekilde mekân ve zamandan bağımsız, yüz ölçümüyle ters orantılı bu küçük ama bir o kadar büyük ada da yer buluyor kendine. Bir bumerang misali gidip gidip dönüyorum. Aslında bir ayak bastınız mı buraya o izler sizi hep takip eder, hele hele meltemi taradı mı saçlarınızı ya da teninizi okşadı mı o batan güneş siz de bağımlısı oluverirsiniz.

Sonrasın da eminim ki herhangi bir dost sohbetinde Cunda lafı geçse ya kulak kabartır ya da kalpten birkaç cümle eklersiniz o sohbete.

Ayvalık’tan Cunda’ya tekneyle geçerseniz o uzaktan gördüğünüz siluet sizi mest eder hele akşamsa ve hele mehtaba karşıysa bu eyleminiz inanın kelimeler tarifsiz kalır. Aslında belki de biraz benim adımlarımı takip etmelisiniz buraya geldiğiniz de ki aynı aşkın ortak paydasında buluşalım. Ada’ya fırsatınız varsa kesinlikle tekneyle gelin ve hatta Ada’da kaldığınız gecenin ilk sabahı güneşin doğuşunu izleyin ki beni daha iyi anlayabilesiniz. Sonra bir kahvaltı yapın ama şöyle tavşankanı çayınıza misler gibi zeytinyağı, zeytin sonra üzerine hafif zeytinyağı gezdirilmiş ve kekik serpilmiş tulum peynirini unutmayın.

Sonra en olmazsa olmaz sade kahvemiz, tabi damağınızı hangisi şenlendirirse orta olur, şekerli olur gönlünüze göre. Hava hafiften ısınmaya başladı di mi, Ada’nın diğer tarafında buz gibi ve tertemiz Ege’ye emanet edin bedeninizi, ruhunuzu ki şöyle her şeyi orada bırakıp çıkın o canım sudan. Akşama doğru gruba karşı artık ne çekerse canınız çay, kahve ya da o sıcaklarda şöyle buz gibi bir limonata ama yanında buz badem olmalı mutlaka, keyfini çıkarmalısınız grubun, fonda inceden bir Kalbim Ege’de kaldıyla.

Ben küçükken mesela büyük büyük komşu teyzeler vardı, gruba karşı otururlar karşı yakada bıraktıklarına ne bileyim burada yaşayamadıklarına içlenir gibi buruk bir tebessümle bakarlardı uzaklara, aslında çok da uzak olmayan uzaklara. Sonra garson gelince verirlerdi siparişlerini " çay kahve dokunur oğlum sen bize bir kant yap” derlerdi. O kant sanki heba olmuş yıllarının bir kanıtıydı onlar için hem çok severler hem de ahlanarak içerlerdi. Neyse, evet nerede kalmıştık ? Batırdık güneşi şimdi Cunda’nın, Ayvalık’ın, Ege’nin en güzel mezeleri bekler sizi ve koyu dost sohbetleri, aşkla, huzurla ve mutlulukla uzayan ve uzayan Cunda akşamı.

İşte eylemlerimin özeti böyle, duygularımın özetini ilk ziyaretinizden sonra eminim kalbinizde hissedeceksiniz. Umarım bir gün hatta en kısa zamanda yollarımız kesişir ve hatta belki siz bu yazıyı okurken aynı kayan yıldıza dilek diliyoruzdur Cunda’da…

En yakın zamanda görüşmek dileğiyle, Aşkla…